Hayatın Ta Kendisi Atölyesi

Çok şey bilmiyorum sormayın. Blogun açıldığı ilk günlerde ‘hakkımızda’ yazısının hakkını vermek için farklı bir hikaye arıyorken çıktı karşıma Sinek Sekiz. Neden bilmem ama haberi yaparken hayalimde bu defterleri orta yaşta bir erkeğin yaptığını düşünmüştüm: biraz aksi, bir o kadar titiz, belki yalnız.. Geçen hafta yayın evinin ve defterleri üreten ellerin sahibesi İrem Çağıl ulaştı bana ve böylece tanışmış olduk.

Şaşırtan, gülümseten, kıskandıran bir hikayesi var. Yaşamını, işini ve hayallerini paylaştığı için İrem’e içtenlikle teşekkürler bir kez daha.

Bodrum’daki taş evde olmak, farklı bir yaşam alanı keşfetmek sana nasıl geldi?

Çok kolay bir cevabı var; iyi geldi! Aslında şunu söylemem gerek; Bodrum bizim yaşadığımız bu yerin adı değil. Bodrum’un merkezinde hayat , şehirdekine  çok benzer bir şekilde işliyor ve adının ne olduğu aslında çok da önemli değil.  Biz ise merkezden uzak, toprağa yakınız. Kendi içinde doğal bir dengesi olan, bitkilerin ve hayvanların döngüsel bir düzen içinde varolduğu bir yerde, son kalan bahçelik, bostanlık bir kuytuda, etrafı başka bahçelerle çevrili, 9 dönümlük bir mandalinlik içindeyiz. Burada olmak; rüzgara, yağmura, toprağa, yabani otlara ve ağaçlara yakın olmak; mevsimleri, doğadaki değişimleri hissetmek ve buna göre eğip bükülen bir hayat yaşamak demek. Yaşadığımız taş evin etrafındaki herşey canlı olduğu için yaşam alanımız sürekli değişiyor, herşey ölüp yeniden doğuyor. Bu kadar canlı bir şeyin içinde bir yerde duruyor olmak da doğal olarak iyi geliyor.

Herşey bir yana, asıl merak edip kıskandığım şey senin Bodrum’da cırcırböcekleri ve rüzgar arasında gün içinde bir an bile olsa durup ‘iyi ki…’ diyebilmen. Şimdi benim gözümde harika bir hayat canlanıyor ama keyfi ve sıkıntısı ile nasıl bir ev yaşantın var anlatır mısın?

Az önce bahsettiğim gibi, doğayla beraber değişen,  sürprizlerle dolu ama biraz da zorlu bir yaşamımız var. Sürprizlerle dolu diyorum çünkü bahar gelip de, bütün pencereler geride kalmış soğuk günlere inat ardına kadar açıldığında kırlangıçlar bir hışım atölyeye doluşur ışık hızıyla da geri çıkar ya da sonbahar gecelerinde, alt odanın bacasından içeri düşmüş gri bir baykuşla göz göze geliriz. Hayat burda böyle devinip durur. Zor olan kısmı ise güzel olan herşeyde olduğu gibi sürekli emek gerektirmesinde. Mesela bugün sabahtan güneş batana kadar bostandaydık, yazlık tohumlarımızı çıkardık, toprak taşıdık, yüz küsur minik saksıya tohum ektik, suladık, güzelce fide olsunlar diye en güneş gören yerlere taşıdık, üzerlerini uykuya dalan çocuklarınki gibi örttük.  Şimdi artık hep toprakla uğraşma zamanı, kışın ana aktivitesi odundu örneğin.


Çocukluğunla şimdiki halin arasında değişmeyen ne var?

Cesaretim, keşfetme merakım, özgürlük hissim…  Zihnimde dolaşan hayalleri içimde tutmayı sevmem, ne kadar zor olduğuyla da ilgilenmem; illa ki peşinden gitmek isterim. Hayatın ta kendisinden hep çok etkilendim, mucizelere hala inanırım. Yaşamı var eden şeylere  yakın olmayı çocukluğumda bilmeden şimdi ise büyük bir farkındalıkla ama her zaman önemsedim, önemsiyorum.

Bundan sonrasını oturup düşündüğünde kurup kurup heveslendiğin hayallerin neler?

Sürekli hayal kuran bir insanım, hiç bitmez benim heveslendiklerim..  Ama son zamanların öne çıkanları; yeniden Hindistan’a gitmekle ve Sinek Sekiz Kitaplarının çıkması ile ilgili olan yolculuklar, maceralar… Hindistan’a bir kez, 2008 yılının Ocak ayında, piyangodan çıkmış bir biletle, hiç hesap yapmadan, bir sırt çantasıyla gitmiştim. 1 ay boyunca kuzeydeki Himalayalar’ın eteklerinde ve güneyde okyanus kıyısındaki sahillerde dolaşmıştım. Yeniden o kaotik, renkli, pis ve mis diyarda olmanın hayalini kurup duruyorum her fırsatta.
Sonra… Son 2 senemizi verdiğimiz, çok inandığımız kitaplar var; Sinek Sekiz Ekoloji Serisi altında yayınlanacak olan. O kadar çok hayal kuruyoruz ki bu sekiz kitap üzerinden, bunları yazarken bile kalbimin ritmini değiştiriyorlar. Yavaş yavaş gerçek olacaklar, hep beraber şahit olacağız.

Defter yapmaya başlamanın hikayesini merak ediyorum.. Açıkçası cahilim bu konuda, bana kalırsa bu bir zanaat. Sahi nasıl oldu da kendini atölyede sayfaları bir araya toplarken buldun?

İnanır mısınız ben aslında hep defter yapardım. Herkesin doğası bir maddeye daha yatkındır ya, kiminki sudur; denizden çıkmaz, kimi ateş başından kalkamaz, işte benimki de her zaman kağıttı. Grafik tasarım ve mimarlık eğitimleri de hep bu kağıt ve onun üzerini doldurma aşkımın sonuçlarıymış şimdi daha iyi anlıyorum. Bir şekilde, bir süre sonunda, kendime yaklaştıkça, aldığım diplomalarda yazan işleri değil de elimin kendiliğinden gittiği şeyi yapmaya başladım ve masamın üzeri defterle doldu. Dediğin gibi bir zanaat aslında, tarihi de oldukça eski. Ve her zanaatte olduğu gibi kendine has, ancak sana inanan bir ustanın öğretebileceği sırlarla dolu. Belki de şansım böyle insanların beni bildiklerini öğretmeye layık görmeleri olmuştur.


Defterlerin sana has olan yanı nedir?

Üretim biçimi, malzeme seçimi, işçiliği… Sayfalarda geri dönüşümlü kağıtlar kullanıyorum, binlerce yıllık tekniklerle dikişlerini yapıyorum. Herşey elde ve yavaş yavaş oluyor. İyi bir yemek yapar gibi pişmesine izin veriyorum defterlerin.
Bu güzel defterleri okuyucularımız nasıl sipariş verebilirler? Defterlerimizin satıldığı güzel dükkanlar var; İstanbul’daki Kapbula Mağazaları, Ankara Modern Sanatlar Merkezi, Gümüşlük sahildeki meşhur Cadı…Buralara uğrarsanız bazı modellerimizle karşılaşabilirsiniz. Daha çoğunu ise internet üzerindeki Pasaj sitesinden satın almak mümkün. Bir de çok severek yaptığımız kişiye özel siparişler var. Bunun için de info@sineksekiz.com adresine e-posta gönderip hayalinizdeki defteri bize anlatmanız yeterli.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS